Adsız tasarım (34)

Romantik İlişkilerde Özgürlük ve Bağlılık

Romantik İlişkilerde Özgürlük ve Bağlılık

Romantik ilişkiler, sadece duygusal bir bağ değil; aynı zamanda bireyin kendini tanıma, sınırlarını keşfetme ve seçimlerinin sorumluluğunu üstlenme alanıdır.

 

Özgürlük: Seçimin Sorumluluğu

“İnsan özgürlüğe mahkumdur.” 

Jean-Paul Sartre

Varoluşçu düşünürlere göre insan, özgürlükle tanımlanır. Sartre’a göre birey, yaptığı her seçimle kendini yaratır. İlişkilerde de taraflar, sevgiye bir “zorunluluk” değil, özgür iradeyle alınmış bir karar olarak yaklaşmalıdır.

Sartre’ın ifadesiyle “insan, kendi kendini seçer.” Bu bakış açısıyla, bir ilişki içindeyken bile bireyin özgürlük kapasitesi devam eder—ancak bu özgürlük, sorumlulukla iç içedir.

 

Bağlılık: Bir Teslimiyet Değil, Bir Seçim

Bağlılık, özgürlüğün zıttı değil, onun bir ifadesidir.

 

“Gerçek aşkta, her iki tarafın da sevdiğinin hür olduğunu kabul etmesi, onu bir özne, yani bağımsız bir birey olarak görmesi esastır.”

Simone de Beauvoir 

Beauvoir’a göre sevgi, bireyin kendi kimliğini koruyarak bağ kurmasıdır. Bağlılık, kendini yok etmek değil; diğerinin varoluşunu tanımaktır.

Gerçek bağlılık, zorunluluktan değil, bilinçli bir seçimden doğar. Partnerimizi seçmek, ona karşı sorumluluk almak ve bu seçimi her gün yeniden yapmak…

İlişkide “özgür olmak”, mesafe koymak ya da bağımsızlık ilanı değildir. Aksine, karşılıklı tanınma ve bireyselliğe alan açma becerisidir. Ne kendini feda etmek, ne de tamamen ayrı kalmak… Sağlıklı ilişki, bu ikisi arasında bir denge kurma çabasıdır.

 

İlişkide Kaybolmak: ‘Kötü İnanç’

Sartre’ın “kötü inanç (bad faith)” kavramı, kişinin kendi özgürlüğünü inkar ederek başkasının beklentilerine göre yaşamaya başlamasıdır. Romantik ilişkilerde bu durum sıkça görülür:

  • “O ne derse onu yapıyorum.”
  • “Onsuz kim olduğumu bilmiyorum.”

Bu ifadeler, sevgi gibi görünse de aslında özneliğin terk edilmesi anlamına gelir.

 

Birliktelikle Özne’liği Kaybetmemek 

Varoluşçu felsefede “özne”, yalnızca düşünsel bir kavram değil, insanın kendi varoluşunu belirleme sorumluluğuna sahip bir varlık olması anlamına gelir. 

Sağlıklı bir ilişki, hem bireyselliğe hem de bağlılığa alan açar; gelişime alan tanıyan bir “karşılıklı tanıklık” haline gelir.

Sevgi, kişinin kendiliğinden vazgeçmesi değil, kendi özneliğiyle başkasına yönelmesidir.

 

“Olgunlaşmamış sevgi der ki; ‘Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var.’ Olgunlaşmış sevgi der ki; ‘Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum.”

Erich Fromm

Fromm’a göre sevgi, kişinin eksik olduğu için değil, tam olduğu haliyle seçmesidir. Bu sevgi türü bağımlılıktan değil, özgürce kurulan bir bağdan beslenir.

 

Bu çerçevede romantik ilişki, sadece bir duygusal bağ kurma değil, aynı zamanda bir varoluş biçimi, kendini seçme ve başkasını olduğu gibi kabul etme sürecidir.

 

🌀Peki sizce, bir ilişkide hem özgür hem de bağlı kalmak nasıl mümkün olur?

 

Konu: Romantik İlişkilerde Özgürlük ve Bağlılık 

Uzman Psikolog Begüm Mandev 




Askin-Norobiyolojisi-1068x713

Aşkın Nörobiyolojisi: Kadın ve Erkek Beyninde Romantizmin İzleri

Aşkın Nörobiyolojisi: Kadın ve Erkek Beyninde Romantizmin İzleri

Aşk, o karmaşık ve büyüleyici duygu, sadece kalbimizde değil, beynimizde de derin izler bırakıyor. Nöropsikoloji alanındaki son araştırmalar, kadın ve erkeklerin beyin yapısı, işleyişi ve hormonlarının, romantik ilişkilerde sergiledikleri davranış ve duygusal tepkilerde belirgin farklılıklara yol açtığını ortaya koyuyor. Gelin, bu ilginç dünyaya birlikte göz atalım:

 

🧠 Beyinlerimiz Aşkı Farklı Kodluyor

Romantik bir partnerle karşılaştığımızda beynimizde adeta bir “aşk alarmı” çalıyor. Ancak bu alarmın çaldığı bölgeler ve yoğunluğu, cinsiyete göre değişiklik gösterebiliyor:

 

Erkeklerde Görsel Dürtü ve Ödülün Cazibesi: Araştırmalar gösteriyor ki, erkekler romantik partnerlerini gördüklerinde beyinlerinin görsel işleme alanları ve ödül sistemiyle ilişkili bölgeleri (örneğin, ventral tegmental alan ve nucleus accumbens) daha yoğun bir aktivite sergiliyor. Bu bölgeler, motivasyon ve haz duygularıyla yakından ilişkili.

 

Kadınlarda Duygusal Bağlantı ve Güven Arayışı: Kadınlarda ise durum biraz farklı. Partnerleriyle ilgili düşünceler veya etkileşimler sırasında, duygusal bağ kurma, güvenlik arayışı ve bağlanma ile ilgili beyin bölgeleri (hipokampus, insula ve prefrontal korteks) daha fazla ön plana çıkıyor. Bu bölgeler, hafıza, empati ve karmaşık duygusal süreçlerle bağlantılı.

 

💖 Bu Farklılıklar İlişkilerimize Nasıl Yansıyor?

Beyindeki bu farklı aktivasyon örüntüleri, kadın ve erkeklerin romantik ilişkilerde farklı önceliklere sahip olmasına neden olabiliyor:

 

Kadınlar İçin Duygusal Güvenlik ve Bağlantının Önemi: Nöropsikolojik bulgular, kadınların romantik ilişkilerde duygusal güvenliği ve derin bağlantıyı daha fazla önemsediğini gösteriyor. Partnerleriyle kurdukları duygusal bağ, onlar için ilişkinin temelini oluşturuyor.

 

Erkekler İçin Ödül ve Motivasyon Sisteminin Rolü: Erkekler ise ilişkide daha çok ödül ve motivasyon sistemlerinin etkisi altında kalabiliyor. Partnerlerinin çekiciliği ve ilişkiden aldıkları haz, onlar için önemli bir itici güç olabiliyor.

 

Elbette, bu bulgular genel eğilimleri yansıtıyor ve her bireyin aşkı deneyimleme biçimi kendine özgü olabilir. Ancak nöropsikolojinin sunduğu bu bakış açısı, kadın ve erkeklerin aşk ilişkilerindeki farklılıklarını anlamamıza ve birbirimize karşı daha anlayışlı olmamıza yardımcı olabilir. Aşkın nörobiyolojisini anlamak, belki de daha sağlıklı ve mutlu ilişkilerin anahtarını sunuyor.




Doç.Dr. Gizem Akcan




cas-testi.jpg

CAS2 (Cognitive Assessment System – Second Edition)’nin Tanıtımı

CAS (Cognitive Assessment System) 5-17 yaş arası çocukların bilişsel işlemlerini değerlendirmek amacıyla Das ve Naglieri  tarafından 1997 yılında geliştirilmiş ve Türkçe kullanımı ise İ.Ü. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamer Ergin tarafından ülkemize  kazandırılmıştır. CAS’in tüm hakları İstanbul Üniversitesi’ne aittir. Ülkemizde CAS eğitimleri 2017 yılında başlamış olup  halen İstanbul Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde devam etmektedir. PASS Teorisi’ne dayanılarak geliştirilmiş 

olan CAS; Planlama, Dikkat, Eşzamanlı ve Ardıl Bilişsel İşlemler olmak üzere toplam dört bilişsel işlem alanını ölçmektedir.  

CAS2 (Cognitive Assessment System-Second Edition) 5-18 yaş arası çocukların bilişsel işlemlerini değerlendirmek amacıyla  Das, Naglieri ve Goldstein tarafından 2014 yılında CAS’in ikinci sürümü olarak geliştirilmiş ve Türkçe kullanımı yine Doç.  Dr. Tamer Ergin tarafından ülkemize kazandırılmıştır. Ülkemizde CAS2’nin standardizasyonu 6 akademisyenin, 45 testörün  katılımı ile TÜİK’e göre seçilen 12 bölgede, toplam 14 ilde 1596 öğrenci üzerinde tamamlanmıştır. CAS2 eğitimleri Ardıl  Eğitim ve Danışmanlık Merkezi bünyesinde 2025 yılında verilmeye başlanmıştır. CAS2, CAS’in gözden geçirilmiş hali olup  her ikisi de PASS Teorisi’ne (Planning-Planlama, Attention-Dikkat, Simultaneous-Eşzamanlı, Successive-Ardıl)  dayanmaktadır.  

NEDEN CAS2?  

CAS’de yer alan bazı alt testler CAS2’de tamamen çıkarılmış ve yeni alt testler eklenmiştir. CAS2’de birçok alt testte madde  sayısı arttırılmıştır. Süreler değişmiştir. Aynı zamanda yönergelerde de farklılıklar oluşturulmuştur. Böylece CAS2’nin yapısı  güncel ihtiyaçlara uygun hale getirilmiştir. CAS2; 

  • uzman kişiler tarafından çocukların bilişsel işlemlerdeki performansını değerlendirmede;  
  • bireysel farklılıklara uygun eğitim programlarının yapılandırılmasında;  
  • bilişsel performans alanlarında olumlu farklılık gösteren çocukların tanınmasında ve yönlendirilmesinde;  ● okul çağında yaşanabilecek problemlerin erken tanınmasında ve önlem alınmasında kullanılabilecek önemli bir araç olacaktır.  

CAS2 sonuçlarının yorumlanmasında PASS Teorisi ile tanımlanmış olan dört bilişsel işlem alanına ve bilişsel işlemlerin bileşkesi  olan Tam Puana ait bileşen puanları, yüzdelik sıralaması ve güven aralıkları verilmektedir. Ayrıca bu dört bilişsel işlem alanının  işlevlerini değerlendirmede ele alınan 12 alt test skorları ayrıntılı olarak analiz edilmektedir. Gerek dört PASS ölçeği ve Tam  Puanı gerekse her bir ölçeğe ait alt testler, hem betimleyici terimler sınıflamasına göre hem de teorinin vurgulamış olduğu temel  kriterlerden biri olan bilişsel işlemlerin “bütüncül” yapısını bozan durumlar analiz edilmektedir. Betimleyici terimler  sınıflamasına göre öğrencinin güçlü ve zayıf yönlerine ve ayrıca bilişsel işlevlerin bütünlüğünü bozan tutarsızlıklara vurgu  yapılmaktadır. Böylece çocuğun tanılanması için güçlü kanıtlar sunulmaktadır.  

Üstelik tanısal verilere uygun bilişsel anlamda desteklenmesi ve güçlendirilmesi gereken alanlar ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.  Bilişsel müdahale amaçlı çalışmalarda yönlendirici olması adına dört PASS bilişsel işlemin her birinin işlevsel boyutunu ele alan  alt testlerdeki puanların yaş denklikleri de verilmektedir. Böylece hangi bilişsel işlevin hangi yaş denkliğinde olduğuna gelişimsel  olarak vurgu yapılmakta ve bilişsel müdahalenin gelişimsel dinamikler göz önüne alınarak gerçekleştirilmesine imkan  yaratılabilmektedir.  

Ayrıca CAS2 ek bileşenleri ile CAS2 analizlerinin alanı genişletilmiştir. Çalışma belleksiz yürütücü işlevler, çalışma bellekli  yürütücü işlevler, çalışma belleği, sözel içerik ve sözel olmayan içerik bileşen işlevlere ek olarak alandaki tüm psikopedagojik  teorileri kapsayıcı sonuçlar sunmaktadır. CAS2 ile birlikte çocuğun görsel ve işitsel içerikli ardıl bilişsel işlemlerden elde ettiği  performansa dayanılarak Görsel-İşitsel Karşılaştırması yapılabilmekte ve böylece elde edilen sonucun hem istatiksel hem de  klinik olarak anlamlı olup olmadığı belirlenebilmektedir. Ayrıca çocuğun ilk ve ikinci CAS2 sonuçlarının karşılaştırılmasına  ilişkin analizlerin yer aldığı bir tablo da kayıt formunda yer almaktadır. Böylece çocuğun eğitimsel ihtiyacı elde edilen bulgulara 

dayanılarak belirlenebilmekte ve uygun bilişsel müdahale programı yolu ile daha işlevsel desteğin sağlanması mümkün  olabilmektedir.  

CAS ve CAS2 aşağıdaki durumların değerlendirilmesi amacı ile de kullanılmaktadır.  

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Değerlendirilmesi 

CAS, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların bilişsel işlem özelliklerinin değerlendirilmesi için uygun bir  araçtır. Dikkat ve Planlama Ölçekleri bu tanı düşünüldüğündü özellikle önemlidir. Dikkat Ölçeği; bireyin, seçici dikkatte, uygun  uyarıcıya yönelmede ve uygun olmayan uyarıcılara ise direnmede ne kadar başarılı olduğunun belirlenmesi konusunda  uygulayıcılara olanak sağlar. Planlama Ölçeği; çocukların, bilişsel aktiviteleri organize etmede ve kendilerini programlamadaki  düzeylerini belirlemede ne kadar başarılı olduklarının belirlenmesinde uygulayıcılara iyi bir değerlendirme aracı sağlar.  

Öğrenme Güçlüğü Olanların Değerlendirilmesi 

CAS, Öğrenme güçlüğünün altında yatan bilişsel işlemlerin değerlendirilmesi için de uygun bir araçtır. Örneğin, okumadaki  şifre çözmeyle ilişkili Ardıl Bilişsel İşlem problemlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir. Eşzamanlı ve Ardıl Bilişsel İşlem  Puanları okuduğunu anlamayla ilgili olabilir. Aynı şekilde, matematik problemlerinin çözümüyle ilgili Planlama güçlüklerinin  belirlenmesinde kullanılabilir.  

Zihinsel Engelli Olanların Değerlendirilmesi 

Bir çocuğun zihinsel engelli olma ihtimalinin belirlenmesinde CAS iki açıdan kullanışlıdır. Birincisi, çocuğun eğitim yoluyla  sonradan öğrendiği bilgilere çok az ihtiyaç duyan bir değerlendirme sağlar. Böylece çocuk bilgi eksikliği nedeniyle testlerde  başarısız olmayacak ve doğal performansı puanlara tam olarak yansıyacaktır. İkincisi, birçok farklı bilişsel işlemin  değerlendirilebilmesine olanak sağladığı için ayırıcı tanıya yardımcı olabilecektir. 

 Travmatik Beyin Hasarı Olanların Değerlendirilmesi 

Dört PASS ölçeğinin her biri, travmatik beyin hasarına karşı hassas olan çok çeşitli bilişsel işlemlerin ölçümüne olanak sağlar.  Organizasyon, dürtü kontrolü, dikkat, problem çözme ve planlama özellikle travmatik beyin hasarı olan çocuklarda sorun  oluşturmaktadır (Savage ve Wollcott, 1994) ve CAS bu bilişsel fonksiyonları kapsamaktadır.  

  

 Ciddi Duygusal Bozuklukları Olanların Değerlendirilmesi 

CAS, ciddi duygusal bozuklukları olan çocukların değerlendirilmesinde de yardımcı olabilecek bilgiler sağlar. Bu çocukların  davranış kontrolü, diğer kişilerle yaşadıkları sosyal problemleri ve dürtüsellikle ilgili olarak yaşadıkları güçlükleri CAS  Planlama ölçeğindeki düşük puanlarla ilişkilendirilebilir.  

 Üstün Zekalı Çocukların Değerlendirilmesi 

CAS’in dört ölçeği de üstünlüğün değerlendirilmesi için gerekli olan bilişsel işlemlerin değerlendirilmesine olanak sağlar.  CAS bilişsel işlemlerin geniş kapsamlı bir şekilde ölçümüne olanak sağlar ve geleneksel zeka testleriyle ölçülemeyen bilişsel  alanlarda üstün olan bireyleri belirleyebilir. Ölçülen fonksiyonların daha geniş kapsamlı olması nedeniyle geleneksel testlerle  belirlenenlere göre daha çeşitli alanlarda üstün olan çocukları belirleyebilir.  

Planlama Problemleri Olanların Belirlenmesi 

CAS, çocuğun planlama ve organizasyon düzeyini değerlendirmek için sistematik ve yapısal bir yöntem sağlar (Weyandt ve  Willis, 1994). Planlama alt testleri çocuğun etkinlikleri organize etmesine, uygun stratejiler kullanmasına, dürtüselliğine, davranışlarını düzenlemesine ve değerlendirilmesine karşı hassastır.  

 Başarının Önceden Kestirilmesi

CAS, çocukların akademik başarılarını önceden kestirmeyi hedeflemektedir. Dört PASS ölçeğinin her biri akademik  performansın özel alanlarındaki başarı ve başarısızlıklarla ilişkilidir. Tam Ölçek Standart Puanı, temel başarının önceden  belirlenmesinde en iyi göstergedir. Dört PASS ölçeğinin her birine ait standart puanlar da akademik performansın özel alanları  ile ilişkilidir.  

Uzman Psikolog / CAS Uygulayıcısı Burçe Nurveren


mr

Sınırlarınızı Belirlemekte ve Korumakta Zorlandığınızı Gösteren Bazı Belirtiler

İnsan İlişkilerinde Sınırlar: Neden Gerekli, Nasıl Kurulur?

 

*Doç. Dr. Klinik Psikolog Gizem Akcan*

 

İlişkiler hayatımızın merkezindedir. Sevgi, bağlılık, anlayış… Tüm bunlar bir ilişkiyi besleyen değerlerdir. Ancak çoğu zaman gözden kaçan, hatta “ayıp” ya da “bencilce” sanılan çok önemli bir konu vardır: SINIRLAR

Sınırlar, kişinin ruhsal, fiziksel ve duygusal alanını koruma biçimidir. Sağlıklı sınırlar; kişinin kendini güvende, saygı görmüş ve değerli hissetmesini sağlar. 

 

Sınır Nedir?

En basit tanımıyla sınır, **nerede bittiğimiz ve diğerlerinin nerede başladığıyla ilgilidir. Ne hissettiğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu ve neyi istemediğimizi belirleyebilme becerimizdir. Sınır çizmek; kendimize, ihtiyaçlarımıza ve değerlerimize duyduğumuz saygının dışavurumudur. Bu, “hayır” diyebilmek kadar, “evet” dediğimiz şeylerin farkında olmayı da içerir.

 

İlişkilerde En Sık Karşılaşılan Sınır İhlalleri

Günlük hayatta farkında bile olmadan birçok sınır ihlali yaşarız ya da yaparız. İşte en yaygın olanlar:

  1. Duygusal Sınır İhlali

Sürekli eleştirilmek, aşağılanmak, manipüle edilmek… Kendi duygularımızın önemsenmemesi, duygusal sınırlarımızın görmezden gelindiğinin açık bir göstergesidir.

  1. Zihinsel Sınır İhlali

Fikirlerimize saygı gösterilmemesi, “öyle düşünmemelisin” gibi cümlelerle bastırılmak zihinsel alanımıza yapılan bir müdahaledir.

  1. Fiziksel Sınır İhlali

İstemediğimiz şekilde dokunulmak, kişisel alanımıza girilmesi ya da rızamız olmadan fiziksel temas kurulması ciddi bir ihlaldir.

  1. Zaman ve Enerji Sınırının Aşılması

Sürekli sizin planlarınıza müdahale eden, size danışmadan karar alan ya da sizi duygusal olarak tüketen insanlar zaman ve enerji sınırınızı ihlal ediyor olabilir.

 

Sınır Çizemediğinizi Gösteren İşaretler

Bazı insanlar için sınır çizmek oldukça zorlayıcı olabilir. Eğer aşağıdaki belirtileri sık sık yaşıyorsanız, sınır sorunlarınız olabilir:

 

* “Hayır” dedikten sonra yoğun suçluluk duymak

* Başkalarını memnun etmek uğruna kendi ihtiyaçlarını ertelemek

* Eleştirilere karşı aşırı duyarlılık göstermek

* Tükenmişlik hissi, kırgınlık ya da öfke birikimi

* İnsanların size saygısız davrandığını hissedip sessiz kalmak

Bu belirtiler, bir alarm gibidir. İç dünyanız size sınırlarının ihlal edildiğini haber veriyor olabilir.

 

Sağlıklı Sınırlar Nasıl Kurulur?

 

İyi haber şu: Sınır çizmek öğrenilebilir bir beceridir. İşte sağlıklı sınırlar için atılacak adımlar:

  1. Kendini Tanı

Öncelikle neye evet, neye hayır demek istediğinizi belirleyin. Sizi rahatsız eden durumları fark etmek ilk adımdır.

  1. Duygularına Kulak Ver

Öfke, kırgınlık, suçluluk gibi duygular, genellikle sınır ihlallerinden sonra ortaya çıkar. Bu duygular size nerede “hayır” demeniz gerektiğini gösterir.

  1. Net ve Nazik Ol

Sınır çizmek agresif olmak anlamına gelmez. Aksine, sakin ve açık bir dille konuşmak en etkili yöntemdir.

Örneğin:

 “Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.”

“Bana bu şekilde hitap edildiğinde kendimi kötü hissediyorum.”

  1. Tutarlı Ol

Bir kere sınır çizdiyseniz, o sınırı takip edin. Karşınızdaki kişinin hoşnutsuzluğu sizi geri adım attırmamalı.

  1. Sınırları Koruyan Destekleyici İlişkiler Kur

Sınırlarınıza saygı duymayan kişilerle sağlıklı ilişki kurmak zordur. Size kendinizi güvende hissettiren, sınırlarınızı tanıyan insanlarla bağ kurmaya öncelik verin.

 

Sınır Çizmek Bencillik Değildir

Toplumda sınır koyan kişiler sıklıkla “bencil”, “kaba” ya da “soğuk” olarak etiketlenebilir. Oysa sınır koymak, hem kendine hem karşındakine duyulan saygının ifadesidir. Sağlıklı sınırlar, ilişkilerde daha fazla güven, açıklık ve samimiyet yaratır. Sınır koymak ayrılık değil, bağ kurmanın sağlıklı yoludur.




Psikoevim Çift Terapisi Nedir

Aile ve Çift Terapisinin İlişkilere Katkıları

Aile ve çift terapisi, ilişkilerdeki sorunları çözmek, iletişimi geliştirmek ve duygusal bağı güçlendirmek amacıyla uygulanan etkili bir terapi yöntemidir. PsikoEvim’de uzman psikologlar tarafından sunulan bu terapi, çiftlerin veya aile bireylerinin birbirlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olarak, ilişkilere yeni bir perspektif kazandırır.

İlişkilerde zamanla çeşitli sorunlar, iletişim kopuklukları veya çatışmalar ortaya çıkabilir. Bu durumlar, taraflar arasındaki güveni zedeleyebilir ve duygusal bağları zayıflatabilir. Çift terapisi, tarafların birbirlerini anlamalarına, sorunları doğru bir şekilde ele almalarına ve ilişkilerindeki olumsuz döngüleri kırmalarına yardımcı olur. Terapi süreci, iletişim becerilerinin geliştirilmesini, tarafların duygusal ihtiyaçlarını fark etmelerini ve sorunların çözümüne yönelik ortak adımlar atmalarını sağlar.

Aile Terapisinin Önemi

Aile terapisi, yalnızca çiftler arasında değil, aile bireyleri arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde gelişmesine de katkı sağlar. Aile içinde yaşanan sorunlar, bireylerin duygusal ve psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebilir. Özellikle ebeveyn-çocuk ilişkilerinde yaşanan anlaşmazlıklar veya iletişim eksiklikleri, aile dinamiklerinde sorunlara yol açabilir. Aile terapisi, aile üyelerinin rollerini ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamalarına yardımcı olurken, bireyler arası sağlıklı sınırların ve iletişim becerilerinin geliştirilmesini sağlar.

PsikoEvim’de uygulanan aile terapisi, aile içi ilişkileri güçlendirirken, bireylerin kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir alan sunar. Terapistler, aile üyeleri arasındaki bağları güçlendirmek ve duygusal zorlukların üstesinden gelmek için çeşitli teknikler kullanır. Bu süreç, aile bireylerinin birbirlerine karşı empati geliştirmelerine ve çatışmaları daha etkili bir şekilde çözmelerine yardımcı olur.

Çift Terapisinin İlişkilere Katkıları

Çift terapisi, ilişkilerde yaşanan sorunları daha sağlıklı bir şekilde ele almayı öğretir. Çiftlerin karşılaştığı zorluklar; iletişim kopukluğu, sadakat sorunları, maddi anlaşmazlıklar veya stres kaynaklı çatışmalar olabilir. Terapistler, bu sorunları çözmek için çiftlere etkili iletişim becerileri kazandırır ve ilişki içindeki olumsuz kalıpları ortadan kaldırmayı hedefler.

Çift terapisi aynı zamanda güveni yeniden inşa etme, duygusal yakınlığı artırma ve ilişkideki tatmini sağlama konusunda da önemli katkılar sunar. Çiftler, terapi süreci boyunca duygusal ihtiyaçlarını daha iyi anlamaya başlar ve ortak bir çözüm yolu bulma noktasında birlikte hareket ederler. Bu da ilişkilerinin daha sağlam bir temele oturmasını sağlar.

Sonuç

Aile ve çift terapisi, sağlıklı ve güçlü ilişkiler için etkili bir araçtır. PsikoEvim’de sunulan aile ve çift terapisi hizmeti, ilişkilerdeki sorunların çözümüne katkı sağlarken, bireylerin kendilerini daha iyi tanımalarına ve duygusal olarak güçlenmelerine yardımcı olur. Aile içi çatışmalar veya çiftler arasındaki sorunlar, terapi ile aşılabilir ve daha tatmin edici bir yaşam kalitesine ulaşılabilir.

 

aile terapisi İzmir, çift terapisi Karşıyaka, evlilik danışmanlığı, ilişki sorunları çözümü, PsikoEvim çift terapisi, aile içi iletişim.

Ergenler ne söyler, ne anlatmak ister

Ergenlik Dönemi Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkılır?

Ergenlik dönemi, bireylerin çocukluktan yetişkinliğe geçiş yaptığı zorlu ve karmaşık bir süreçtir. Bu dönemde yaşanan fiziksel, duygusal ve sosyal değişiklikler, kaygı, depresyon, öfke, kimlik arayışı ve cinsel kimlik sorunlarına yol açabilir. PsikoEvim’de uzman psikologlar tarafından sunulan ergen danışmanlığı, bu sorunlarla başa çıkmada etkili çözümler sunar. Terapi sürecinde ergenlerin kendilerini tanımaları, duygusal dengeyi sağlamaları ve sağlıklı iletişim becerileri kazanmaları hedeflenir. Ayrıca, sınav stresi ve kariyer planlama gibi konularda da destek verilir.

Ergen danışmanlığı, aile içi iletişimi güçlendirmeyi, ergenin kendine güvenini artırmayı ve duygusal sorunları çözmeyi amaçlar. Bu süreç, bireyin gelecekteki yaşam kalitesini büyük ölçüde etkileyen bir dönemdir. PsikoEvim’de uygulanan kişiye özel terapi yöntemleriyle, ergenlik süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetilir.


ergenlik sorunları, ergen psikolog İzmir, Karşıyaka ergen danışmanlığı, sınav stresi, kimlik arayışı, ergenlikte depresyon, aile içi iletişim.

psikoevim-erken-cocukluk-cinsel-egitim

Çocuklarda Oyun Terapisinin Önemi

Oyun terapisi, çocukların duygusal ve psikolojik gelişimini destekleyen en etkili yöntemlerden biridir. PsikoEvim’de uygulanan bu terapi, çocukların yaşadığı sorunları anlamak ve çözmek için güvenli bir alan yaratır. Oyun, çocukların kendilerini ifade etmeleri, korku ve kaygılarıyla yüzleşmeleri için bir araçtır. Yetişkinler gibi sözel iletişimde güçlü olmayan çocuklar, oyun sırasında duygularını daha rahat ortaya koyar. Bu sayede, uzman psikologlar onların iç dünyasını keşfeder ve duygusal çatışmalarını çözmelerine yardımcı olur.

Oyun terapisi, bilişsel ve motor becerilerini geliştirdiği gibi çocukların sosyal kuralları öğrenmesine de katkı sağlar. Çocuklar, oyun sırasında sınırları öğrenir, problem çözme yeteneklerini geliştirir ve yaşadıkları travmatik olayları daha kolay aşarlar. Özellikle dikkat eksikliği, anksiyete, travma ve davranış bozuklukları yaşayan çocuklar için oyun terapisi, duygusal iyileşme sürecinin en etkili yoludur.

PsikoEvim’deki uzman psikologlar, çocukların bireysel ihtiyaçlarına uygun oyun terapisi seansları düzenleyerek, onların duygusal dünyasında anlamlı değişimler yaratmayı hedefler. Erken dönemde yapılan bu müdahaleler, çocukların ileriki yaşantılarında sağlıklı bireyler olmalarına önemli katkılar sağlar.

 

çocuklarda oyun terapisi, oyun terapisi faydaları, İzmir çocuk psikoloğu, Karşıyaka çocuk terapisi, çocuk psikolojik danışmanlık, duygusal gelişim, oyun terapisi uzmanı.

free-online-therapy-versus-paid-counseling_1320W-JW-1

Online Psikolojik Danışmanlık Hizmetinin Faydaları

Online psikolojik danışmanlık, günümüzde birçok kişi için ideal bir terapi yöntemi haline gelmiştir. PsikoEvim’de sunduğumuz bu hizmet, zamandan tasarruf etmenizi ve evinizin konforunda uzman psikologlarımızla birebir görüşmeler yapmanızı sağlar. Özellikle ulaşım zorlukları yaşayan, yoğun bir tempoya sahip veya İzmir dışındaki danışanlarımız için büyük bir avantaj sunan online terapi, yüz yüze terapi kadar etkili ve güvenilirdir. Anksiyete, depresyon, ilişki sorunları gibi birçok konuda online destek alarak, ruhsal sağlığınızı koruyabilir ve yaşam kalitenizi artırabilirsiniz.

Online terapi aynı zamanda, kişiler arası mesafeyi azaltarak daha fazla danışana ulaşmayı mümkün kılar. PsikoEvim’in uzman psikologları, sizin ihtiyaçlarınıza özel terapi programları sunarak, bireysel ihtiyaçlarınıza uygun çözümler geliştirir. Anonim kalma isteği olanlar için de online terapi ideal bir seçenek olabilir. Bu yöntem, güvenli platformlar üzerinden gerçekleştirildiği için gizliliğinizi ve mahremiyetinizi korur.

Günümüzde teknolojinin sunduğu bu olanaklar sayesinde, psikolojik destek almak için fiziksel bir ortamda bulunmanız gerekmiyor. PsikoEvim’de online danışmanlık hizmetimizle, dilediğiniz her yerden, uzman bir psikologla güvenli ve etkili bir terapi süreci yaşayabilirsiniz.

 

online terapi, online psikolojik danışmanlık, İzmir online terapi, ruh sağlığı desteği, güvenilir online psikolog, PsikoEvim online terapi, online danışmanlık faydaları.

Ergenler ne söyler, ne anlatmak ister

Ergenler Ne Söyler, Ne Anlatmak İster?

Ergenlik döneminde ergenle ilişkide kalmak, krizi yok eder. Peki nasıl olacak bu ilişkide kalma hali?

Ergenlik Dönemi, ergen sağlam bir çocukluk geçirmiş dahi olsa yaşanan bedensel ve duygusal değişimler sebebi ile her iki taraf için de bir adaptasyon dönemidir. Aileler için ikinci doğum gibi hissedilen bu dönem, ergen için aileden ayrışma dönemidir diyebiliriz. Her iki tarafı da oldukça zorlar, genellikle ergen anlatmak istediğini anlatamaz, ebeveyn doğru yaklaşımı bulamaz. 

Bu dönemde, ergenin yaşadıklarını anlamlandırmak için yalnız kalmak istemeleri başlar. Boşlukta hissetmeleriyle birlikte yenilik arayışı ve risk alma eğilimleri fazlalaşır. Bunlar yaşanırken aile ile ilişki kuramayan ergen, bu boşluğu alkol, teknoloji gibi bağımlılıklarla doldurmaya yönelir.

Yaşanılan zorluk, kurulan iletişim dilindeki farklılıklardan gelir. Müdahaleci olmak, ihmal etmek, işine karışmak, iyi bir dinleyici olamamak sağlıklı iletişimi bozarken, çocuğun bedensel ve ruhsal olarak ayrı bir birey olduğunu kabul etmek sağlıklı iletişimin temelini atar.

İlişki kurmanın ilk adımı nezaket ve saygıdır. Bu noktada, ebeveyn olarak durmak ve kendimize şu soruları sormak çok kıymetli olacaktır.

“Çocuğumla nasıl bir ilişkilenme içindeyim? İletişim dilimiz çatışma üzerinden mi? Bağ kuruyor muyum? Duyuyor muyum onu? Hissediyor muyum gerçekten duygulanımlarını? Yoksa kontrol etmeye, yönetmeye mi çalışıyorum, kendi değerlerimi mi empoze ediyorum, eleştiriyor muyum sürekli? Çocuğumdan beklentilerim neler benim?”

Ergenlerin; Söyledikleri VS Söylemek İstedikleri

“Beni yalnız bırakın” derken aslında “Bana alan açın ki kendi benliğimi bulabileyim” demek ister. Bu noktada, sağlıklı sınırlar çizmek, ergene hareket alanı sağlamak sağlıklı bir ilişkiye adım olacak, ergeni de güvende hissettirecektir.

“Beni anlayan hiç kimse yok” derken aslında “Bedenim büyüyor ama içim hala çocuk yargılamadan bana destek olmanıza ihtiyacım var” demek istiyordur. Bu noktada, ergenin ihtiyacı nasihatleriniz değil, onu sadece dinlemeniz, duyduğunuzu hissettirmenizdir. Ebeveynin iyi bir dinleyici olup “Ben nasıl tepki verirdim duymak ister misin?” şeklinde sorularla iletişime geçmesi sağlıklı olacaktır.

“Herkesten nefret ediyorum, öfkeliyim” derken aslında “Ne hissettiğimi anlayamıyorum aslında kendime öfkeliyim, şefkatine ihtiyacım var” demek istiyordur. Bu noktada, ebeveynin sakin kalıp ergen duygularını düzenledikten sonra iletişime geçmesi daha sağlıklı olacaktır. Ebeveynin, “Çocuğum bu davranışı kimden öğrendi? Ben öfkemi nasıl kontrol altında tutuyorum?” gibi soruları kendine sorması doğru iletişim yolunu bulmasına yardımcı olacaktır.

“Hiçbir istediğim olmuyor, hiçbir şeye izin vermiyorsun” derken artık “Yeni deneyimler edinmek, kendim seçimlerimle yapmak istiyorum, hayatımdaki bazı şeyleri kontrol edebilmeme izin ver” demek ister. Bu noktada, onun ihtiyacı ne? Neden bunu istiyor? Ve ebeveyn olarak hayır dememdeki sebepler ne?’yi düşünmek doğru cevabı bulmanıza yön verecektir.

“Neden benim boyum kısa?, Kimsenin benim kadar sivilcesi yok?” derken aslında şunu ifade etmek isterler, “Bedenimdeki değişim kontrolüm dışında gelişiyor ve bir yandan bunun yasını tutuyorum”.  Bu sebeplerle başkası ile kendini kıyaslamaya giderler. Değişime uyum sağlamaya çalışırlar. Bu noktada, ebeveynin ergenin davranışlarının altında yatan bu sebepleri bilerek anlayışla karşılaması ve yaklaşması ergenle kuracağı iletişimi daha verimli kılacaktır.

Uzm. Psk. Burçe Nurveren

Psikoevim Çift Terapisi Nedir

Çift Terapisi Nedir?

ÇİFT TERAPİSİ NEDİR?

Çift terapisi, çiftlerin ilişki sorunlarına odaklanarak daha sağlıklı ilişki kurmalarını destekleyen ve yol gösteren bir terapi modelidir.

Çift terapisi, çeşitli müdahale yöntemleri kullanarak, çiftin sağlıklı iletişim kurabilmelerini ve duyarlı oldukları konuları birbirlerini anlayarak konuşabilmelerini sağlanmaktadır. Kendilerini iyi tanımalarına, yeni ilişki ve etkileşim biçimleri kazanmalarına ve sorunları konusunda bir iç görü kazanma yönünde onlara yardım eder.

 

ÇİFT TERAPİSİNDE ÇALIŞILAN KONULAR

  • Eşler arası iletişim promlemleri
  • Evlilikte kıskançlık
  • Ayrılık ve yas süreci
  • Ebeveynlik rolleri ve çocukların yetiştirilmesi
  • İlişki bağımlılığı
  • Ayrılık ve boşanma
  • Geçmişte yaşanmış ilişkisel travmalar
  • Aldatma ve güvensizlik
  • Fiziksel ve ilişkisel travmalar
  • Alkol kullanımının ilişkiye etkisi
  • Paranın kullanımı gibi finansal konular
  • Eşin ailesi ile ilgili yaşanan sorunlar
  • Evlilik öncesi danışmanlığı
  • Evlenme korkusu
  • Cinsel problemler
  • Karşılanmayan duygusal problemler
  • İlişkide yanlızlık
  • Lohusalık depresyonu

“Kalıcı sorunlarla baş etmek konusunda en başarılı çiftler, bu sorunlar hakkında konuşmayı öğrenmiş çiftlerdir.” John Gottman.

İlişki ve evlilik terapisinin ustaları olan, Prof. John Gottman ve eşi Juli Gottman tarafından geliştirilen Gottman Çift Terapisi merkezimizde uygulanmaktadır.

 

Gottman Çift Terapisi Nedir?

Gottman Çift Terapisi, çift terapisinde araştırmaya dayalı neredeyse tek yöntemdir. Çift terapisinde Gottman Yöntemi, John Gottman’ın 1970’de başlayan ve bugüne kadar devam eden bilimsel araştırmalarına dayanmaktadır. Dünyada çiftlerle yapılan ilk ve en kapsamlı araştırmalara dayalı olma özelliği taşıyan bu yöntem; 35 yıldır devam eden araştırmaların sonucudur. Çift terapisinin duayenleri John ve Julie Gottman tarafından geliştirilmiş olan Gottman Yöntemi, çiftler ve ilişkiler konusunda dünyada etkinliği ve geçerliliği kanıtlanmış en kapsamlı terapi yöntemidir.

Bu yöntem çiftlere ilişkideki arkadaşlığı ve yakınlığı derinleştirmede gerekli olan özgün becerileri öğretmeyi hedef almaktadır. Çatışmaların üretken biçimde yönetilmesini sağlamak için, “çözülebilir sorunları” ele almak ve “çıkmaza girmiş” (veya daimi) konular hakkında diyalog oluşturmak için yöntemler sunmaktadır.

Her çiftin ilişki dinamikleri, ilişki DNA’sı kendine özel ve birbirinden farklıdır. Terapi süreci planlaması seansa gelen çifte özel olarak belirlenir. Terapi hedefi, her çifte göre konu bazında değişse de, yaşanan kısır döngülerin belirlenmesi ve bu döngülerin kırılarak olumlu döngülerle değiştirilmesi temeline dayanır. Haklı ile haksızın kim olduğunun belirlendiği ve terapistin hakemlik yaptığı bir anlayışın aksine terapist partnerlerin ilişki içerisindeki ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçların karşılanması adına belirginleşmiş kısır döngüleri belirlemede yardımcı olurken partnerlere eşit mesafede yaklaşır ve kişileri değil ilişkiyi tedavi etmeyi amaçlar.

 

Gottman Çift Terapisi ile;

  • Her bir partner ilişki geçmişlerini, ilişki felsefelerini ve terapi hedeflerini çift terapisti ile paylaşır.
  • İlişkinin değerlendirilmesi ile partnerlerin anlaşmazlık içinde olduğu konular belirlenir ve üzerinde çalışılır.
  • Çiftler, araştırma temelli bileşenlerle sağlıklı ilişkilerde bulunan becerileri edinir.
  • İlişkideki ilgi, beğeni ve saygı sistemini destekleyerek çiftleri bir arada tutmak önceliklidir.
  • İlişkide güveni geliştirmekten, duygusal kopukluğa, çatışmaları ve diğer pişmanlık yaratan durumları onarmaya kadar iyi bir ilişkinin bütün unsurlarını iyileştirmek ve bu alanda beceriler geliştirmek hedeflenir.
  • Çift terapistinin desteği ve koçluğu ile ilişkide olması gereken İletişim becerileri edinilir.
  • Çiftlerin, terapinin ardından ilişkileri için gerekli olan araçları ve yöntemleri öğrenmesi sağlanır.
  • Çift terapisi odaklandığı ilişki becerilerinin yanı sıra, partnerlerin birbiri ile derinden bir bağ kurmalarını sağlayacak olan ilişki dinamiklerini ortaya çıkarmalarını sağlar.
  •  

Gottman Çift Terapisinde Süreç Nasıl İşler?

Süreç çiftlerin etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış değerlendirme araçları, yapılandırılmış çift ve bireysel değerlendirme görüşmeleriyle başlar. Partnerlerin ilk randevuya beraber gelmeleri beklenmektedir. Akabinde bir sonraki seans için her bir danışana bireysel 1 veya 2 seans ayarlanmakta olup, kişilerin bireysel süreçlerinin değerlendirilmesi gerekir.

İlk seansta sizlerin ilişki dinamiklerinizi ve sorunlarınızı anlamayı hedeflerken, bireysel seanslarda kişilerin bireysel öyküleri, çocuklukları, eski ilişkileri ve cinsel yaşantıları (varsa), bireysel psikolojik zorlukları ve bu zorluklarının ilişkileri üzerinde etkileri araştırılmaktadır.

Değerlendirme sürecinin en son aşaması partnerlerin ilişki değerlendirme testlerinin yanıtlaması olacaktır. Ortalama 35 sayfalık detaylı bir değerlendirme testinden sonra elindeki verilerin değerlendirmesi sonucu sizi ilk geri bildirim ve tedavi planlama randevusuna davet ederek ilişki terapisi süreci başlamaktadır.

Terapi seanslarının sona ermesinin ardından çiftlere 6 ya da 12 ay gibi belirli aralıklarla ulaşılarak ilişkinin terapiden sonraki şekli ile ilgili takip görüşmeleri yapılır. İşte bu takip görüşmelerindeki amaç, çiftin terapi sonrasında ilişkileriyle ilgili bir zorluk yaşama oranını azaltmak ve gerekli müdahalelerin yapılmasını sağlamaktır.