Çift Terapisinde Süreç Nasıl İşler?

Çift Terapisinde Süreç Nasıl İşler?

Araştırmalar ve deneyimlerimiz göstermiştir ki Evlilik ve Çift Terapisi sürecinin ilk dakikadan son dakikaya kadar dizaynı terapi sürecinin kendisi kadar önemlidir.

Danışanın sorununun doğru teşhis edilmesi, buna uygun terapi modelinin doğru belirlenmesi, terapi sürecinin talep edilmesi, ölçümlemeler danışanın teşhis- terapi modeli ve müdahale risklerine girmeden yürütmesini sağlar.

1.Adım – Bilgilendirme ve Randevu Oluşturma

Bize ulaştığınız ilk an telefon ya da web sitemiz üzerinden size uygun gün ve saat için ilk görüşme randevusu ayarlanır.

2.Adım – Değerlendirme Görüşmesi

Değerlendirme görüşmesi olan ilk görüşmede uzman tarafından çiftin terapiye ihtiyaç duyup duymadığı, terapiye gerek varsa özellikle neyin çalışılması gerektiği, nasıl bir terapi modelinin, ne süreyle uygulanması gerektiği gibi konular tanımlanır.

Çiftlerin terapiye başvurma sebepleri ne olursa olsun, öncelikle evlilikleri tüm yönleriyle değerlendirilir.

3.Adım – Kişilik Testleri Uygulama

Terapi süreci çifte özel hassasça tüm detaylar düşünülerek hassas şekilde planlanması gereken bir süreçtir. Bu açıdan değerlendirme seansınızın yanında sizin ve eşinizin kişilik özelliklerinin evliliğe yansımasını öğrenmek için psikometrik testler ve evlilikteki sorunların türünü ve şiddetini belirlemeye yarayan bazı ölçekler uygulanır.

4.Adım – Bireysel Değerlendirme Görüşmeleri

İlk değerlendirme görüşmesinden ve kişilik testlerinden sonra çiftlerle özel olarak birer seans yapılır. Her iki tarafta sorunun tarihçesini kendi gördüğü açıdan tanımlaması istenir. Her birinin çözüm konusunda ki öneri ve düşünceleri alınır. Ve terapiden beklentileri belirlenir. Eşin yanında söylenmeyen konular varsa, geçmiş ilişkiler, gizli gündemler öğrenilir.

5.Adım – Çift Görüşmeleri İle Devam Eden Terapi Süreci

Birleşik seanslarda eşlerin birbirleriyle iletişim tarzı ve aralarında nasıl bir etkileşim olduğu gözlenir, birbirlerine söylediklerinin aynı şekilde işitilip işitilmediğine bakılır. Bu noktada iki ayrı kişilik modelinden nasıl bir ilişki modeli olduğu analiz edilir ve hafta hafta alıştırmalarla ilişki sistematiğinde önce mini sonra büyük çaplı değişiklikler yapılır. Terapi sürecinde ilişkide değişimi sağlamak adına her seans farklı ev ödevleri ve uygulamaları verilir.

Bu ödevlerin uygulanmasının birkaç faydası vardır. Bir yandan eşler yaşadıklarının denetlenebileceğini görmüş olurlar, bir yandan da çözümlerin ve kalıcı değişimin kendileri dışında gelmediğini fark ederler. Böylece değişimin aslında terapist tarafından uygulanan yöntemler ile ilgili değil kendi davranışlarına yaptıkları değişimlerle mümkün olduğunu görerek kendilerine olan güvenleri artar.

Yargılayıcı olmayan ve rahatlatıcı bir ortamda gerçekleştirilen bu seanslarda, terapi süreci sorunun türüne, yoğunluğuna ve kişilerin değişebilme hızına göre ortalama 8 – 24 seans arası sürmektedir. Görüşme aralıkları seanslarda ele alınan konuların yaşama geçmesine fırsat tanıyacak kadar uzun, ama eski alışkanlıkların sürmesine izin vermeyecek kadar kısa olmalıdır.

Terapiye başlama kararını birlikte veren çift bitirme kararını da birlikte verir. İlişkide sorun olan konular sorun olmaktan çıktığında, çiftin duygusal yaklaşımı, problem çözme becerileri arttığında evlilik ve çift terapisi amacına ulaşmış demektir. Terapi 1 ya da 2 sonlandırma seansından sonra bitirilir.



Hamilelikte Yaşanan Psikolojik Değişiklikler

Hamilelikte Yaşanan Psikolojik Değişiklikler”

Hamilelikte hormonal, fiziksel ve kimyasal değişiklikler yanında psikolojik değişiklikler de görülür. Hormonal değişiklikler, bebek bekleyen anne adaylarını psikolojik açıdan oldukça etkileyebilir. Ani gelen ağlama isteği, normalden çok daha duygusal hissetme, dürtü kontrolünde sorunlar (örneğin:ani öfkeler) gibi duygu dalgalanmaları bu sürecin bir getirisidir. Özellikle ilk kez hamilelik yaşayan kişiler için bilinmezliğin getirdiği endişeler de duygusal açıdan sizleri zorlayabilir.

Doğum nasıl olacak, bebeğim sağlıklı şekilde dünyaya gelecek mi, bebeğimi nasıl büyüteceğim, iyi bir anne olabilecek miyim soruları pek çok anne adayının kafasını kurcalar. Bu noktada kaygılar, bilinmezlikten kaynaklandığı için konular hakkında okumalar yaparak sizleri neyin beklediğini öğrenmek rahatlamanızı sağlayacaktır.

Bu dönemde yaşanan tüm duygusal dalgalanmalar anne adayları için normal olsa da bazı kişiler için sorunlarla başa çıkmak zorlayıcı olabilir. Anne ile bebek arasındaki bağ çok kuvvetli olduğu için bu dönemde yaşanan pek çok olay bebeğinizin hissetmesine neden olur. Zorlandığınız noktada, sağlıklı bir hamilelik dönemi ve doğum geçirmek, doğum sonrası için de yaşadığınız kaygılarınızı en aza indirmek için profesyonel bir destek almak oldukça güvenli bir seçenektir. Böylece sadece annenin sağlığı değil bebeğin sağlığı da güvence altına alınır.

Psikolog Belce Başcı

Öfke Nöbetleri Neden Olur ve Nasıl Aşılır ?

Öfke Nöbetleri  Neden Olur  ve Nasıl Aşılır ?

Çocuk büyütmenin en zor ve ebeveyni en çıkmada hissettiren zamanlarından biri çocuklarının geçirdiği öfke nöbetleridir. Genelde bununla ilgili olarak ebeveynlere verilen tavsiye öfke nöbetleri sırasında “Ağlarsan ağla” vb. söylemlerle kayıtsız kalınması ve görmezden gelinmesidir. Bu sayede öfke nöbetlerini çocukların bir silah olarak kullanmasının önüne geçilebilir. Ancak biz uzmanlar biliyoruz ki iki tür öfke nöbeti vardır. Bunlardan ilki biraz önce de bahsetmiş olduğum gibi çocuğun bilinçli olarak kriz yaratmaya karar verip düğmeye basmaya bile isteye karar vermesidir. Çocuğunuzun dramatik ve görünüşe göre içten içe gelen yalvarmalarınıza rağmen sizler ebeveyn olarak sınırlarınızı kesin olarak koyar ve net bir dille ifade ederseniz bu öfke krizleri kısa zamanda yok olur. Böyle anlarda verilebilecek en iyi yanıt: “Şu an tabletle biraz daha oyun oynamak istediğini biliyorum. Süremiz bittiği için çok üzgünsün  ancak artık kararlaştırdığımız tablet süresinin sonuna geldik. Tableti sen kendin mi salona bırakmak istersin? Eğer kendin bırakmazsan elinden almak durumunda kalacağım.”  Ebeveyn böyle kesin bir sınır koymakla, çocuğunuzun uygun olmayan davranışlarının sonucuna katlanması ve dürtülerine hakim olması gerektiğini anlatmış olur. Peki ya diğer öfke krizi nasıldır? Burada çocuğunuz gerçekten öfke duygusunun yoğun bir biçimde yaşıyordur ve güçlü olan bu duygu onun beynini öylesine esir almıştır ki, muhakeme yapmasına, mantıklı kararlar alabilmesine, sizin sunduğunuz çözüm önerilerini duymasına yardım eden üst beyni devre dışı kalmıştır. O anlarda ilk olarak ebeveynin fırtınada denizin ortasında kalan bir  dümeni soğukkanlılıkla çevirebilen bir kaptan olarak “Biliyorum çok kızgınsın. Arkadaşının o oyuncağını senden izinsiz alması seni çok öfkelendirdi. O kadar kızgınsın ki şu anda da ona bağırmak istiyorsun.” gibi bir yanıtla çocuğunuzun sizin tarafınızdan duyulduğunu ve anlaşıldığını hissettirmiş onun güçlü duygularının yatışmasına ve üst beynin yeniden devreye girmesine yardım etmiş olursunuz. Çocuğunuz size onu anladığınızı söyleyen “Evet” cevabını veriyorsa işte o zaman artık beyni öğrenmeye açık hale gelmiştir ve sizin ona öğrettiklerinizi çok daha kolay özümseyecektir. “Öfkelendiğini görebiliyorum ancak böyle zamanlarda bu öfkeni sözcüklerle ifade edebilir ve arkadaşına “Ben bundan hoşlanmıyorum” diyebilirsin.” Bir yanıtla bu yaşanan deneyim bir kez daha tekrar yaşanmaması adına çocuğunuzun ne yapması gerektiği konusunda onunla şiddetsiz bir iletişim kurarak yaşadığınız öfke nöbetlerin üstesinden gelebilirsiniz. 

Biliyor musunuz? Çocuklar yalnızca duygularını düzenleyebilen yetişkinler eşliğinde duygularını yatıştırabilirler. Ancak unutmamalıyız ki bazen biz yetişkinlerin de tepesinin tası atar ve üst beyni devre dışı kalır. İşte bu anlarda önce biz yetişkinler duygularımızın farkında olan bir içgörüye sahip olarak duygularımızı sağlıklı yatıştırmayı öğrenmeliyiz ki çocuklarımıza da bunu öğretebilelim. 

 

Psikolojik Danışman

         Sıla Salantur 

EMDR Terapisi Nedir ?

EMDR Terapisi Nedir ?

 

Francine Shapiro, 1987 senesinde istemli göz hareketlerinin, olumsuz ve rahatsız edici düşüncelerin yoğunluğunu azalttığını fark etmiştir. Dr. Shapiro, bir süre sonra, travmatik olarak etkilenmiş Vietnam gazileri ve cinsel istismara uğramış olan kişilerle EMDR’nin etkinliğini araştırmak üzere bir çalışma yapmıştır. Bu çalışmada, danışanlarından duygusal anlamda kendilerini rahatsız eden duruma odaklanmalarını ve aynı zamanda terapist tarafından yönlendirilen çift yönlü göz hareketlerini takip etmelerini istemiştir. Çalışmanın sonuçları EMDR’nin, danışanların travma belirtilerini anlamlı derecede azalttığını göstermektedir. Şu an günümüzde de travmaları iyileştirmede en etkili yöntem olarak kabul edilmekte ve terapilerde de kullanılmaktadır.

 

Travmatik olarak kabul edilen acı yükü fazla ve psikolojik olarak çok zorlayıcı olan olaylarda (kaza, taciz, deprem, atak, ölüm vb.) olayın duygusal yükü çok fazla ve yoğun olduğundan beyin bu olayın yarattığı duygu ve bilgileri doğru ve sistemli bir şekilde kaydedemez. Başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz yaşantılar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler. Buna bağlı olarak kişiler o yaşadıkları olayı anımsatan en ufak bir şey olduğunda (örneğin deprem yaşayan birinin yeniden deprem yaşaması) kişiler yaşadıkları olayla ilgili görüntüleri ya da bedensel duyumları yeniden yaşar ve benzer duyguları tekrar tekrar yaşamaya devam etmiş olurlar. Birçok farklı travmatik, acı yaşantı sağlıklı işlenmemiş anılar olarak hafızada yer edinir. Ses, koku, tat, beden, duygu ve düşünceler olduğu gibi depolanır. Bunun sonucunda travmayı anımsatan uyaranlar ortaya çıktığında kişinin geçmiş travmaları tetiklenir, bu da kişinin korku, endişe gibi belirtileri ve bunlara bağlı duyumların söz konusu kişinin olumsuz bedensel tepkilerinin ortaya çıkmasına yol açar. EMDR bu yaşantıları yeniden düzenleyerek sağlıklı bir şekilde kaydedilmesini sağlar. 

 

EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları günlük hayatında gösterebilmesidir. Anıların duyarsızlaştırılması yöntemleri arasında hızlı göz hareketleri, çift yönlü ses uyarımları veya çift yönlü olarak danışanın diz kapaklarına bir araç ile vurma şeklinde çeşitli teknikler yer almaktadır.

EMDR terapisinin etkililiği hakkında okumalar yapan danışanlarım terapi sürecinin başında kendisine EMDR uygulanmasını talep ediyor olsa da bu noktada danışanın duygusal hazırbulunuşluluğuna, destek ihtiyacı duyduğu soruna ve daha pek çok etkene bağlıdır. Bu noktada hangi terapi yönteminin uygulanacağının kararı danışanın başvurduğu uzmana bırakılmalıdır.

Psikolojik Danışman / Sıla Salantur 

Kardeş İlişkisi

Kardeşler: yaşamımızdaki en uzun ilişkilerimiz

Yukarı daki tanım benim çok sevdiğim ve kardeşlik üzerine kıymetli bulduğum bir kitabın kapak yazısı. Evet, kardeşler bizim yaşam yolundaki en temel ilişkilerimizi oluşturan, aynı şartlar ve koşullar altına birlikte büyüdüğümüz önemli kişiler. Peki bu ilişki bu kadar kıymetli ve önemliyken bir çocuğun kardeşi olacağına kim karar verir? Yada doğru soru belki de şudur: evdeki çocuğumuz kardeş istiyor diye dünyaya yeni bir çocuk getirmeli miyiz? 

Bu soru çok masum ve sevimli görünür ancak içinde barındırdığı yük o kadar ağırıdır ki. Özellikle 0-6 yaş döneminde çocuklar çevrelerinden çok fazla etkilenirler. Etraflarında gördüğü şeyleri onlarda yapmak, onlarda sahip olmak isterler. Ancak bu bilinçli bir seçim değildir. Sadece çevrenin geniş etkisi ile bu olur. Örneğin; çocuğunuzun gittiği anaokulunda kardeşi olan bir çocuk varsa izin evinizin yeni gündemi muhtemelen bu olacaktır. İşte sadece bu anlık ve geçici bir istekle kardeş istiyor diye düşünmek doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü yine yanı dönem çocukları (0-6 yaş) durumların kalıcı yada geçici olduğu bilgisine sahip değildir. Yani bir gün oğlunuz kız olmak isteyebilir, ertesi gün göz rengini değiştirmek istiyor olabilir yada bir kedi sahibi olmak istiyor olabilir. Bu dönem çocukları işte bu şekilde kardeşi olmasını istediğinde istemediğimde olmaz yada annem onu evden gönderir algısına sahiptir. Tüm bu bilgiler ışığında sadece çocuğum kardeş istiyor diye ona bir kardeş dünyaya getirmek ona çok büyük bir yük vermek değil midir?

Kimi zamanlarda ise dünyaya yeni bir kardeş gelir ve bunu ebeveyn istemiştir. Ancak şimdi ki durum ise acaba çocuğum yeni kardeşe hazır mı olur? Burada genel geçer bir kural ne yazık ki yoktur. Hazır olma hali her zaman değişkendir ancak biz uzmanların öneridi şu noktada olabilir. Eğer çocuğunuzun önemli yaşam olayları varsa kardeşin gelişi bunları gölge düşürebilir ve istemeyeceğimiz tablolar orada çıkabilir. Örneğin; evdeki çocuğunuzun bu yıl ilkokula başlayacak olması doğal olarak ilgi ve alaka gerektirir. Bu durumda evde yeni birey belki de doğru bir zamanlama olmaz. 

Çocuğum kardeşini kıskanır mı bir diğer endişe. Bu endişe aslında herkesin yaşadığı bir durum. Kıskanmak aslında doğal bir his, özellikle anne ve babamız söz konusuysa. Ancak bu duygu sonucunda nasıl davrandığımız önemli olan. Çocuğunuz yeni kardeşini kıskanabilir burada sizi tavanız önemlidir. Elbette kimi zaman bu kıskanma durumu artar ve ilişkilere zarar verirse bir uzman yardımı almak gerekebilir. 

Bebeğinizi Büyütürken Yapılan Yanlışlar

Bebeğinizi Büyütürken Yapılan Yanlışlar

Hamile kaldığımızı öğrendiğimiz an hayaller kurmaya başlarız. Bebeğimle bunu yapacağım, ona böyle davranacağım gibi. Ancak düşünmek her zaman davranmak için yeterli olmaz ve biz yaşam yolunda otomatik davranışlar ile davranırız. Yanlış bile olsa bu durumdan kurtulmak zaman alır. Sizlere bu yazımda bebeklerimizi büyütürken yaptığımız yanlışlardan bahsetmek istiyorum.

1.Bebeği kendimize ait  görmek. Bu en sık yapılan hatalardan biri. Bebeğimiz bize ait değil. Evet, dünyaya gelmesine sebep biz olmuş olabiliriz ancak onun kendine ait özellikleri var. Örneğin doğuştan getirdiği mizacını asla inkar edemeyiz. Sadece biz öyle istiyoruz diye onun mizacını yok saymak kişilik gelişimini ve tüm yaşamını olumsuz etkiler. 

2.Bebeğimizle ilişki kurarken kitabi davranmak. Hamilelikte kitaplar okur ve notlar alırız. Bebeğimiz doğduğu anda ise ona okuduklarımız ile davranmaya çabalarız. Şu kitapta gece her saat başı emzir diyor diye acıkmadığı halde bebeği zorla uyandırmak ve emzirmek anne bebek arasında ki güven ilişkisini bozar. Bunun yanında bebeğe kendi ihtiyaçlarını duyumsama imkanı da vermemiş oluruz. Bebek benim duyumsadığım ihtiyaçlarım gerçek değil, gerçek ihtiyaçlarımız ancak başkası bilebilir gibi yanlış bir algı oluşmasına sebep olur. Bebeğimizi büyütürken mutlaka kitaplar bize ışık tutan ancak bunların yanında kendi içgüdülerimizi dinlememiz, bebeğimizin mizacını ihtiyaç ve arzularını göz önünde bulundurmamız çok kıymetli ve değerlidir.

  1. Bebeğin bizden ayrışmasına izin vermemek. Yaşadığımız toplumda benim dikkatimi çeken ciddi bir sorun var. Bizler bebeklerimize öyle bağlanırlarız ki, zamanı geldiğinde bizden ayrışmalarına ve kendi kişiliklerini bulmalarına izin vermeyiz aksine bunu bize yapılmış bir haksızlık ve hatta kötü niyet addederiz. Ancak bu ciddi bir yanlıştır. Bizlerin ebeveynler olarak en temel görevimiz ihtiyaç anlarında orada var olduğumuzu hissettirmek ve dünyayı keşfetmeleri için ortam oluşturmaktır.

4.Bebeğimizin gelişimini diğer bebeklerin gelişimi ile karşılaştırmak. Özellikle bebeklerin ilk üç yılında ciddi davranış gelişimleri olur. Bu sürede yürürler, konuşmayı öğrenirler, oyunlarının içeriği zenginleşir… işte bu görünen davranış değişiklikleri etraftaki diğer bebeklere dikkat kesilmemize sebep olur. İstemesek de bu karşılaştırmayı yapar ve hatta bebeğimizin “onun” gibi gelişmesi için zorlamalarda bulunuruz. Ancak burada unutmamız gereken bir durum var. Her çocuk ve birey parmak izi kadar özeldir ve gelişim evrensel olsa da kendi içerisinde bir takım öznel dönüm noktaları taşır.  Gelişim ile ilgili kararı verebilecek en yetkili kişi bebeğinizi takip eden ve onu yakından tanıyan sağlık çalışanıdır. 

Terapiler Hep Haftada Birmi Olur ve Ne Kadar Devam eder ?

TERAPİLER HEP HAFTADA BİR Mİ OLUR VE NE KADAR DEVAM EDER?

Psikoterapi seansları ortalama 50-60 dakika arasında sürmektedir. Terapi sıklığını psikolog ve
danışanı birlikte belirler. Danışanın gelme sebebine, problemlerinin yoğunluğuna, zamanına ve
maddi imkanlarına göre bir değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmedeki asıl amaç; danışanın
terapi seanslarından en yüksek verimi almasını sağlamaktır. Dolayısıyla ilk görüşme sonrasında,
seans aralıkları karşılıklı olarak ve ortak bir çerçeve çizerek belirlenir. Genellikle terapi
seanslarının seyri haftada ya da 2 haftada 1 gün şeklinde düzenlenir. Fakat müdahale edilmesi
gereken durumun ciddiyetine göre ayda 1 görüşmeye kadar seyrekleştirilebilir. Terapi süreci
devam ederken kişinin duyguları ve yaşantısı olumlu yönde ilerlediği uzman tarafından belirlenir
ise seans sıklığı giderek seyrekleştirilir.
Terapi desteğine bir danışan ne kadar ihtiyaç duyar? Yani bizim en sık karşılaştığımız soru “ Size
gelmeye ne kadar devam etmeliyim?” Biz de cevap olarak kendi danışanlarıma şu soruyu
yöneltiyoruz: “ Peki siz ne süreyle iyileşebilirsiniz?” Bu soruyu cevaplamak ne kadar zor ise sizler
için bizler için de aynı oranda zor malesef. Terapi süresi çalışılan konuya, danışanın terapi sürecine
dair gösterdiği motivasyona ve terapistin takip ettiği terapi ekolüne bağlı olarak değişiklik gösterir.
Yüzeysel sayılabilecek problemler için uygulanan seanslar bir kaç ay sürebilirken, derin bir
çalışma gerektiren problemler örneğin çocukluk travmaları, ileri seviye depresyon ve obsesif
bozukluklar gibi problemler ise yıl – yıllar alabilmektedir. Örneğin, kaygı bozukluğu sebebiyle
başvuran bir danışanın semptomları 6-8 seans arasında azalırken, travma sebebiyle başvuran bir
danışanın izleri 4-6 seansta kontrol edilebilir bir düzeye gelmektedir. Burada önemli olan
danışanın semptomlarını ve şikayetini hayat kalitesini etkilemeyecek bir düzeye indirmek ve bir
daha başlangıç seviyesine gelmemesini sağlamaktır.
Aslında terapi süreci kişinin hayatına dair çıktığı bir yolculuktur. Bu yolculuğun süresi ve sıklığı
danışanın ruhsal yapılanmasına, gösterdiği belirtilere, şikayetlerinin ne zamandır devam ettiğine,
süreç içersindeki iyiye gitme durumuna, hayatındaki stres faktörlerine, hayat kalitesinin ne kadar
etkilendiğine, diğer tıbbi sorunlarına, geçmişteki tedavilere, aile ve çevresinden ne kadar destek
aldığına göre şekillenir. İyi bir haber vermek gerekirse Psikolog süreç haritasını seanslar boyunca
danışanla paylaşabilir. Böylece danışan ilerleme sürecini takip ederek seansı sonlandırma
noktasına doğru yaklaştığını öğrenebilir ve bitiş noktasını kestirebilir. Tüm süreçler belirsiz gibi
görünse de kişi seans sırasında bir uzman kadar söz sahibidir ve gidişatı kontrol edebilir.

Sizlere tavsiyemiz geleceği tahmin etmeye çalışmak yerine aldığınız her bir seanstan fayda
görmeyi amaçladığızda süreç sandığınızdan çok daha etkili, hızlı ve başarı ile tamamlanacaktır.

Psikolog Öznur Mandacı
Psikoevim Ailesi

Mutlu Bir İlişki Yürütme Yolları Nelerdir ?

MUTLU BİR İLİŞKİ YÜRÜTME YOLLARI NELERDİR?

Bir ilişkiyi  mutlu ve uzun süre devam ettirmenin yolu var mıdır? Kimileri çok uzun süre mutlu olabilirken, neden bazı çiftler patlamaya hazır bir bomba gibidir? Bunu düzeltmek sağlıklı ve mutlu bir ilişki kurabilmek mümkün müdür? Hadi gelin bu soruları yanıtlayalım ve sizlerin de hayatınıza geçirerek ilişkinize  katkı sağlıyacağını düşündüğüm maddelere bakalım.

Çift olarak mutlu olmak “hiç tartışma yaşamayarak” birlikte olmak demek değildir. Evlenirken hayalimiz ya da beklentimiz bu yönde olabilir. Ancak farklı ailelerde büyümüş, farklı kültürlerde yetişmiş iki insanın bir araya gelmesi illaki tartışma doğuracak, her iki tarafta kendi doğrularında ısrar etmeye “bizim ailede bu böyle” yapılırdı demeye başlayacaktır. Farklılık ve tartışma kabul edilir olmalı ancak bunu yaparken kullandığımız yöntem yanlışsa kırgınlıklar ve kopmalar o zaman başlar.

Peki tatışmanın varlığını kabul ettiysek bunu daha sağlıklı nasıl yapabiliriz? Evliliği boşanmaya doğru götüren 4 temel hata vardır. Bu John Gottman’ın araştırmalarıyla  kanıtlanmış “Mahşerin Dört Atlısı” dediği maddelerdir.

  1. Eleştiri: Partnerinizi sürekli eleştiri ve kişiliğine yönelik söylemlerde bulunursanız, problemi çözmek yerine ilişkiye zarar verirsiniz. Örn:”Sen her işi eline yüzüne bulaştırırsın, senden bir şey olmaz.”

 

Eleştiri yerine istemediğimiz davranışı duygumuzu ve bizde bıraktığı etkiyi söyleyerek ifade etmek daha yapıcı bir iletişim şeklidir. Örn:” Bu işleri zamanında  yapmadığında ben çok yoruluyorum, bazen de çok kızgın hissediyorum ama sen işleri hallettiğinde bana çok yardımın oluyor. “

  1. Savunmacılık: Eşinin isteklerine karşı hep diğer yaptıklarını öne sürerek iletişimi engelleyen bir maddedir. Örn: ” bu kutunu kapağını açık bırakmamanı söylemiştim”, cevap “Benim bir sürü işim var görmüyor musun, her şeyi ben mi yapıcam.” Eşine söylediği isteğine karşılık direk savunma yapan diğer partner iletişimi zorlaştırmaktadır.

 

Savunmak yerine partnerinin isteğine kulak verme ve az da olsa sorumluluk alması gerektiğini vurgulamak daha yapıcı bir iletişim şeklidir. Örn: “Evet o kadar yoğunum ki onu kapatmayı gözden kaçırdım, bir dahakine buna daha dikkat ederim..” Bu şekilde sorumluluk almak tartışmayı arttırmak yerine yatıştırır. 

  1. Küçümseme: En çok kırgınlığa ve uzaklaşmaya neden olan maddedir. Örn: “Sen beceriksiz bir kadınsın,  anneliğin berbat, sen aptalsın, adam değilsin, erkek misin sen” gibi bir çok hakaretide içinde barındırır. Bu tarz bir iletişimin ilişki de yeri olmamalıdır.

 

Bunun yerine eşinizin yaptığı şeylere odaklanın sizin için neler yapıyor? Yaptıklarını görüp en az günde üç defa taktir etmeye çalışın. Örn:” ben yoğun çalışırken senin de odayı düzeltmen beni çok mutlu etti, teşşekür ederim.”, “bugün çocuğu parka çıkardın ben de biraz dinlendim bu beni çok muttlu etti iyi ki varsın.” “bugün benim en sevdiğim yemeği yapmışsın çok sevindim, eline sağlık.”Şeklinde ifadeler eşlerin yaptıkları güzel şeylerin görüldüğünü gösteren, yakınlaştıran ve ilişkiyi güçlendiren şeylerdir.

  1. Duvar Örme: Bir tartışmadan sonra anlaşılmadığını hisseden partnerlerden biri konuşmayı keser ve bazen bir hafta süren küskünlük yaşarlar. Bu çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmasına ve ilişkinin kopmasına neden olur. 

 

Küs kalmak yerine iletişime geçmeye çalışılmalı ve o konu hakkında duygular konuşulmalıdır. Düzeltmek için girişimde bulunan eşe şans verilmeli ve konuşarak düzeltmeye çalışılmalıdır.

İlişkinizin yolunda gitmediğini düşünüyorsanız bunu sağlıklı bir ilişkiye çevirmek mümkündür. Bu dört maddeyi ilişkinizden çıkarın ve yerine nasıl yapılmalı örneklerinde olduğu gibi iletişim şeklini koyarsanız değişimi fark edeceksiniz özellikle “taktir etmek” çok önemli. 

Peki tartıştık  ve birbirimizi çok kırdık ne yapalıyız diye sorarsanız? İlişkide mutlaka olması gereken “Onarma” girişimidir. Hep tartışıp sorunları çözmeden biriktirirseniz patlamaya hazır bir şekilde dolaşırsınız. Ancak tartışma sonrası o tartışmayı sakince ele almak ve konuşmak gerekir. Bunu eşinizin sakin bir anını yakalayıp konuşmak istediğinizi söyleyek başlayabilirsiniz. O gün neler olduğunu kendi tarafınızdan ne hissettiğinizi anlatmak, sonra eşinizin anlatmasını istemek ,neden o şekilde tepki verdiğini, neye kızdığını dinlemek onun tarafından bakmak gerekir. İki tarafta digerinin duygusunu onu incittiği kısımların sorumluluğunu alarak “kusura bakma, ileri gittim, seni üzdüm, özür dilerim” ifadelerini kullanarak duygularını onarmaları gerekir.

Tamam, “mahşerin dört atlısını” ilişkimden çıkardım, tartışmalarda “onarma” yapmaya başladım ve biraz daha işler yolunda gitmeye başladı ancak araştırmalar gösteriyorki çiftler bunları biraz uyguladıktan sonra tekrar eski haline dönebiliyorlar. Bunun nedeni aralarındaki arkadaşlığın ve yakınlığın az olmasıdır. Öyleyse bunları yapmaya dikkat ederken partnerimle başbaşa kalabileceğim fırsatlar yaratmak, eğlenebileceğimiz ortak alanlar bulmak, birlikte hayal kurmak, birbirini merak etmek sorular sorarak daha iyi tanımaya çalışmak “hayallerini, korkularını, sevdiği sevmediği şeyleri, onu üzen şeyleri” konuşmak yapmamız gereken şeylerin en önemlisidir.

Bir ilişkiyi ayakta tutmak görüldüğü üzere oldukça emek istemektedir. Çiftler ilişkiye yatırım yaptıkça birlikte daha huzurlu ve mutlu bir hayatı  yaşamaya başlarlar.

İlişkinizin çok zor bir süreçte olduğunu ve düzeltmenin mümkün olup olmadığı düşünüyorsanız? Mutlaka bir çift terapisi ile ilişkinize şans verin, bazen göremedikleriniz yüzünden yanlış kararlar verebilirsiniz

                                                     Uzm. Aile Danışmanı Psikolog  Özge Tercan

İnsanlar Neden Aldatır ?

İNSANLAR NEDEN ALDATIR?

İnsan neden aldatır sorusuna cevap vermeden önce ilişkide aldatma olarak neyi kastediyoruz buna bakalım. Çift ilişkisinde bir başkasına duygusal veya cinsel yakınlık kurmak, sadece mesaj yoluyla ya da internet aracılığıyla dahi yapılan girişimlerin hepsi aldatma olarak kabul edilmektedir. Yani sadece mesajlaşıyor olmak aldatmıyor anlamına gelmez. Bir diğerine duygusal yatırım yapmak partnerinin güvenini zedelemeye yetmektedir.

Peki ne oluyor da çiftlerden biri aldatmayı seçiyor? Bu duruma genel baktığımızda aldatan kişi birden bire başkasına yönelmiyor. Araştırmalar gösteriyor ki aldatma nedeni kişinin kendi ilişkisinde ki sorunların varlığıdır. Yani kişi ilişkisinden doyum alamadığını, anlaşılmadığını ve yanlız olduğunu hissettiğinde bir başkasına yöneliyor.Karşısına çıkan normalde ilgilenmeyeceği birisi bile olsa duygusal ya da cinsel anlamda yanlızlığını giderebileceğini hissettiğinde o kişiye karşı çekim hissediyor ve artık eşiyle onu kıyaslamaya başlıyor. Bir diğeriyle eşini kıyaslama noktasına gelindiğinde kendi ilişkisinden uzaklaşmış ve duygusal ya da cinsel yatırımı diğerine yönelmiştir. Bu durum genelde kendi ilişkisini kurtaramayacağını düşünen ya da bunun için adım atmak yerine zamana ya da “çocuk yapalım düzelir” diyen, asıl sorunu konuşamayan çiftlerin başına gelmektedir.

Kendi ilişkisinde alamadıklarını diğerinde görmeye başlayan kişi, eşinin artık olumsuz yanlarına daha çok odaklanmakta ve aldatma girişimini kendini haklı çıkaran düşüncelerle desteklemektedir. Aldatmayı seçen eş şunları düşünebilir “ beni dinlemiyor, yaptığım espirilere gülmüyor ama …… o bana hep güler, zor anımda hiç yanımda olmadı ama …… kişisi beni hep arayıp ilgilendi, cinsel ilişkimiz hiç iyi değil sevilmediğimi hissediyorum, oysa…… o beni beğendiğini söylüyor” gibi duygusal çekim diğerine kayıyor ve artık onunla birlikte olma hayalleri kuruyor. Bunu yaparken de hata yaptığını düşünmek yerine eşine kızıp onu aldatmayı hak ettiğini düşünerek yapar ta ki eşi fark edene kadar. Eşi fark ettiğinde kimisi hatasını anlar ve düzeltme yoluna gider, kiminde ise iş işten geçmiştir artık diğerine tamamen yönelir ve eşinden ayrılır ya da aldatılan eş onu artık affetmez ve ilişki sonlanır.

Çiftlerin birlikteliğinin anlamı, duygusal yakınlık yani arkadaşlık kurmak, birbirini dinlemek, anlaşıldığını hissetmek zor anlarında eşine güvenebilmek ve destek vermek, cinsel birliktelikte doyum almak ve sevildiğini hissetmektir. İlişkide bu alanlarda problem varsa çift çözemiyor iletişim kuramıyorsa bir çift terapistinden destek alarak ilişkiyi güçlendirme ve çözüm yollarını öğrenebilirler. 

Aldatma sonrası ilişki kurtulabilir mi?

Aldatmanın nedenine baktığımızda aslında ilişkideki sorunların çözülemediğini görüyoruz. Eğer aldatan kişi hata yaptığının farkına varır ve ilişkisini kurtarmak ister, güven sağlayacağına söz verirse ve aldatılan kişi de ilişkiyi onarmak için partnerine şans vermeyi seçerse bir çift terapisi eşliğinde ilişkilerini kurtarabilir hatta eskisinden daha mutlu bir şekilde yol alabilirler. Aldatmayı seçmenin doğru olmadığını düşünüyoruz evet, ancak bazen aldatma çiftlerde kırılma noktası ve ilişkisini kurtarmak için adım atmasına neden olabiliyor. Eşler daha dikkatli ve ilgili bir şekilde birbirlerine yönelebiliyorlar.

Aldatma sonrası aldatan kişi, diğeriyle olan ilişkisini koparmaz ve partnerine güven sağlamazsa ilişki kurtarılamaz ve ayrılıkla sonuçlanır.

Görüyoruz ki çift ilişkisinde ilişkiyi beslemek oldukça önemlidir. Eğer ilişkinizde çözümleyemediğiniz sorunlarınız olduğunu düşünüyorsanız hiç vakit kaybetmeden bir çift terapistinden destek almalısınız.

 Uzm. Aile Danışmanı Psikolog Özge Tercan

 

Online Psikolog Desteği Yüz Yüze Olduğu Kadar Etkili mi ?

Online Psikolog Desteği Yüz Yüze Olduğu Kadar Etkili mi ?

Gerek fiziksel şartların uygunsuzluğu, gerek zamanı daha iyi yönetebilmek, gerekse de covid-19 sebebi ile online terapi süreçleri daha çok gündeme gelmeye başladı. Bununla beraber kafalarda bir soru işareti belirdi; online terapi yüz yüze terapi kadar etkili mi ? Kültürümüz gereği yüz yüze iletişim kurmak bizim için önemli. Bu nedenle bu soru işaretinizi gönülden anlıyor ve bu yazıda soru işaretlerini gidermek istiyorum.

Öncelikle online terapi aslına bakarsanız biz Psikologların aşina olduğu bir süreç. Bulunduğunuz şehirde terapi desteği bulamıyor olabilirsiniz. İşiniz nedeniyle yoğun çalışıyor ve çalışma saatlerimize yetişemiyor olabilirsiniz. Çocuklarınız olabilir onlara bakım vermek tüm gününüzü aldığı için onlar içeride uyurken siz uyku saatlerinde destek almak istiyor olabilirsiniz. Yurt dışında yaşıyor olup kendi dilinizde destek almak istiyor olabilirsiniz. Bunun gibi birçok süreç pandemi öncesi de bizlerle beraber idi. Gerçek şu ki yapılan çalışmalara göre online terapi ile yüz yüze terapi arasında en ufak fark dahi yoktur. Kamera sizleri görebildiğimiz ölçüde, internet hızınız stabil ve fiziksel şartlarınız yeterli olduğu müddetçe gönül rahatlığı ile online terapi alabilirsiniz. Takdir edersiniz ki sizlere fayda sağlayamadığımız seanslar bizim mesleki kariyerimizi tehlikeye atacaktır. Tüm içtenliğimle belirtmek isterim ki ne mesleğimi, ismimi, kurumu riske atabilirim ne de sizin güveninizi ve ruhsal sağlığınızı. Bizim mesleğimiz için etik çerçeve işte bu nedenle bu kadar önemlidir. Sizlerin sağlığı bizler için birinci öncelik olmak durumundadır. Çünkü bizler de birer sağlık çalışanıyız.

Gelelim online terapi için hangi fiziksel şartlar gerekir? Bir oda, yalnız olabileceğiniz. Bir sandalye, üzerinde rahat edebileceğiniz. Bir bilgisayar ya da herhangi bir elektronik alet kamerası çalışan ve internete bağlanabilen ve tabi ki elverişli bir internet ağı bağlantısı. İşte ilk seans için gerekenler sadece bunlar. İlerleyen seanslarda biz Psikologlar sizleri yönlendirerek bir sonraki görüşmeye kadar sizlerden ufak tefek materyaller isteyebiliyoruz. Mesela ölçekler gönderebiliriz çözmeniz için. Bir sandalye daha gerekebilir ufak egzersizler yapmak için vb gibi..

Peki seans ücretleri değişiyor mu ve nasıl temin ediliyor. Seans ücreti temini için bir banka hesap numarası sahibi olmanız ve internet bankacılığı özelliğini aktif hale getirmeniz yeterli oluyor. Seans öncesi ücreti hesaba yatırmanız seansınızın başlaması için yeterli oluyor. Seans ücretleri online ve yüz yüze terapi arasında farklılık göstermiyor. Nedeni ise bu yazıyı yazma sebebim ile aynı. Sürecin online olması ne bizim verdiğimiz emeği değiştiriyor ne de sizin aldığınız faydayı. 

Tekrar vurgulamak isterim ki online ve yüz yüze terapi süreci birebir aynıdır.